Gezi

Mısır Kıçımı Isır (II) – Sharm-el Sheikh

Bu kadar alakasız insan bir araya gelmiştik. Nasıl bir gezi olacağını ben de merakla bekliyordum elbet. 11 kişi hurraa hep beraber mi olacaktık, bölünmeler yaşanacak mıydı? Kate Sawyer’ı mı Jack’i mi seçecekti?

Birbirine birazcıcık zıt, deli dolu çılgın bir grup olarak hep beraber uçağa bindik. Uçakta görevli form filan birşeyler söyledi ama ben iki günün uykusuzluğuyla öyle bir dalmışım ki hiçbirşey hatırlamıyorum. Hatta bu kadar beleşçi olan ben, dağıtılan sandviçleri bile kaçırmışım. Neyse, uçaktan inip pasaport kontrolüne gidiyorduk ki, ülkeye her giriş yapanın bir form doldurması lazımmış, onu doldurduk. Bu arada buz gibi ıslak İstanbul havasından çıkıp 25 derece sıcağa gelmek, montları çantaya tıkıp tişörtle dolaşmaya başlamak acayip bir duyguydu.

Çantalarımızı da alıp tur otobüsüne doğru yola koyulduk. Otobüse bindik, ama bir baktık Cem ile Tural yoklar.Bekledik, gelen giden olmadı. Biz tabi meraktan öldük (yalan:D). Rehbere söyledik, “Onlar güvenlikte takıldılar” dedi rehber, “Sonra gelecekler”. Zaten rehberin 1 hafta boyunca söylediği tek işe yarar şey sanırım bu oldu. Rehberden inciler de ilerleyen kısımlarda merak etmeyin. Bir de adamın verdiği işe yarar nadir bilgiler arasında Sharm el Sheikh’in “Şeyh’in Sakalı” olduğu vardı.

Duty Free’den içecek birkaç bişey almıştık beraber, hepsi de Cem’de idi. Aha dedik içkiden tutukladılar attılar adamı içeri =) Otobüsle ufak bir Sharm el Sheikh turu yaptık. Old Market’i, Na’amabay’ı, Casinoları, (Rehberden bir detay daha – bunlar bizim Gazino gibi değil yanlış anlamayın), Şehir Merkezi’ni dolaştık.

Otele geldik, odalara yerleştik bir Mısır havası aldık ama Cem ve Tural hala yoklardı. Ufaktan merak etmeye başlamıştık ki çıkageldiler. Tural havalanından transit vize almıştı (Schengen vizesine haftalarca uğraşıp da sonra havaalanından 5 dk’da Mısır vizesi alabilmek de acayip birşey), ama meğersem 25 yaş altına transit vize vermiyorlarmış. Ya da önce ne iş yapıyorsun diye sormak için bi odaya kapatıyorlar, daha sonra da vizeyi pasaporta basıp veriyorlarmış =) Artık o odada neler yaşandı bilmiyoruz, Tural’a sormak lazım.

Biz bu arada toplandık, hangi turlara katılalım ne kadar verelim bir hesap çıkardık ortaya. Rehberle de pazarlık ederiz diye düşündük. Çünkü ilk gün, akşam yemeğinden önce isimleri belirtmemiz gerekiyordu. Kabaca bi hesap yaptık, 270 euro civarı bir tur masrafı çıktı. Tabi turların hemen hemen hepsine katıldığımız takdirde. Yalnız bizim bilmediğimiz, bu paranın çoğunu ( 3/4 kadarını – nasıl bir komisyon anlayışıysa artık) rehberin cebine atıyor olduğuydu. Onu da çok geçmeden öğrenecektik.

Otel beklentilerimizin çok üzerinde çıktı. Ne olacak zaten yatmadan yatmaya gideceğiz, 240 euroya ne bekliyoruz ki diye düşünürken klimalı televizyonlu odalar, tertemiz banyo tuvaletler, açık büfe yemeklerle karşılaştık. Hatta otelin 2 havuzu vardı, suyu birazcık soğuk olsa da.

Tural – Laynn su o kadar soğuk ki suyun altında çığlık attım duydunuz mu? =))

O gün denize gidelim, bir Kızıldeniz tuzu tadalım diyerek çıktık. Otelin shuttle bus’ıyla bir yerlerde geldik. Şoförün “beach beach” naralarını “bitch bitch” edasıyla söylemesine aldırmadan indik otobüsten. Önce ipe sapa bi yerlerden inerek ufacık bir aralık bulup deniz kenarına geldik. Fakat orası Hilton’un bir parçasıymış, adamın biri “Yallah yallah” diyerek çıkardı bizi =) Sana yallah, çıkıyoruz lan tamam işte uzatma dedik. Çıktık, yan taraf bizim otelin de yararlanabildiği bir plajmış, oraya gittik. Adamın bizi kovduğu yer plaj olsa canım yanmayacak, işte burası:


Bizim plaja gittik, gitmemizle de turumuzun ekonomik seyri komple değişmiş oldu.

Daha sonra onlarcası ile tanışacağımız Muhammed’lerin ilki ile burada tanıştık =) (Mısır’da kime sorsan ismi Muhammed çünkü).

Türk olduğumuzu ve müslüman olduğumuzu öğrenince adam sıkı bir muhabbete girdi. “My friend, my friend” demeye başladı. Normalde bizim dallama rehber ile gitsek 100 euroya patlayacak olan 3 tur için 40euro’ya anlaştık. Mısır’da pazarlık inanılmaz bir şey. Her şey için, ama her şey için mutlaka pazarlık yapıyorlar. 120’den açtıkları fiyatı 20ye kadar indirebiliyorsunuz.

Gece 4:15te ATV araçlarıyla çöl’e gidecek, dağlara doğru 1.5 -2 saat yol alacak, gün doğumunu izleyecek, develerle tur atacak, 7:15te otele dönerek kahvaltı yapacak biraz uyuyacaktık. Sonra da Glass Boat denilen geziye katılacaktık. Glass Boat da dibi cam olan ufak bir tekne, bir yandan mercanları izlerken bir yandan da rehber balıkları mercanların türlerini filan anlatıyor. Fakat bizim Türk rehber (Bamtur Rehberi) de turları Muhammed ile ayarlıyormuş, öyle olunca adam sakın rehberinize söylemeyin işimden olurum filan dedi. Biz biraz kıllandık, akşam diğerleri ile konuşup karar vermek üzere adamdan ayrıldık, telefonunu aldık vs. Ve Kızıldeniz’in suyuna ilk adımı attık.

O an hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan birisi karşımdaydı. Hayır hayır, Rus filan yoktu denizde :)) Tural’ın deniz gözlüğü ile bir baktım mercanlar gözlerimin önündeydi. Rengarenk balıklar, renk renk, şekil şekil mercanlar.. Kafamı kaldırdım, Turgut’un “Nasıl ama” ifadesine karşı söyleyecek hiçbir şey bulamadım. Zaten Turgut’un tepkisi de şöyle oldu.
– Saygın su altına ağlayabilsem ağlayacaktım, müthiş bir şey bu!
Tek gözlük olunca tekrar bakmaya fırsat olmadı ama zaten vakit de azalıyordu, otelin shuttle bus’ı yakında gelecekti. Ben ufaktan çıktım. Çıkarken Alper’in mercanların “üzerinde” yaptığı yürüyüş sonucu ayağını hafiften çizdiğini, iskeledeki görevlinin de hemen pamuk ve tentürdiyot tedariği yaptığını gördüm. Kafamda tekrar ne zaman denize geleceğimiz düşüncesi, otele doğru yol almaya koyulduk.

Muhammed akşam otele gelip bizden kapora aldı. Kapora verirken napsak versek mi adam dolandırıcı mı falan anlayamadık ama bir problem olmadı. BirArkadaş’ın (ismini isteği üzerine artık kullanmayacağım) müthiş gözlermleri ile güvenilir olduğuna karar verdik

– Kanka ben giderken baktım, arkasına filan bakmıyodu zaten gayet rahattı. Bir de Rast Muhammed turunu 5 pound daha indirmeye çalıştık indirmedi, adam dolandırıcı olsa indirir heralde

– Gözleri filan da sağı solu kolaçan etmiyodu, gayet rahattı.

– Ayrıca telefonu da var, bir şey olsa vermezdi heralde.

– Bir de elinde albüm filan gayet işi bilir gözüküyordu.

Neyse dedik, arkadaşın uzmanlığına da güvenerek baktık kaybedeceğimiz en fazla kişi başı 10ar euro. Parayı verdik, Rast Muhammed turunu da sorduk. Rast Muhammed Ulusal sualtı parkı. 1 haftalık gezinin en muhteşem kısmıydı. Ona daha sonra değineceğim fakat adama onu da sorduk, kendisi düzenlemiyormuş ama arkadaşı varmış. Fiyat, indirim, pazarlık cart curt dedik şöyle bir cevap aldık:

-“Vallahi I don’t know” =))

Mısır’da olmanın güzel ve komik taraflarından biri de bu. Şöyle cümlelerle karşılaşabiliyorsunuz:

– “Vallahi Şeytan”
– “Harami harami!”.
– “Are you muslim?” – “Yes”. – “Elhamdulillah we are all muslim!”
– “Dallama” =) Otelin yanındaki markette bir görevli vardı. Bizim ekibin çoğuna laf arasında Arapça konuşurken dallama diye hitap etmesi gözlerden kaçmadı elbet.

Ama aklımda kalan en güzel en komik olanı “Vallahi I don’t know” olmuştu.

Bir de “Hasan Şaş Yavaş Yavaş”. Mısır’da herkes ama herkes, Türk iseniz size bu cümleyi kuracaktır. Nitekim Muhammed’lerin ilki ile başlayan Hasan Şaş, gezi boyunca her gün duyduğumuz rutin bir cümleye dönüşmüştü artık. Hayatımda bir futbolcudan bu kadar nefret etmemiştim. İlk duyduğunuzda bir şaşırıp seviniyorsunuz, ikincide de benzer bir tepki. Ama herkes aynı şeyi söyleyince, suratlarında da “haha nasıl söyledim ama” der gibi bir ifade olunca insan ister istemez soğuyor zamanla.

Otelde yemekten önce Sinemleri gördük, onlar da yürüşte bazı rehberlerle karşılaşmışlar, aldıkları tur kağıtlarını bize gösterdiler, baktık hemen hemen hepsi aynı fiyat, bir tek bizim rehberinki normal fiyatın 4-5 katı. Tabi Bamtur ile gelip etrafa dağılan insanlar da olayın farkına varmışlar, bizim turdan amcalar teyzeler de aynı şeyleri söylemeye başladılar. Biz de bizim adam (Muhammed the first) aynı rehberle çalıştığı için çok dillendirmek istemedik. Ama üç beş güne kalmayacak, Bamtur ile gelip de Türk rehbere katılan sadece 1-2 kişi olacaktı. Geri kalan 50 kişi bir yolunu bulup geziyi ucuz getirecekti.

İlk günün akşamı açık büfe olan yemeğimize geldik. Yemekler bence gayet güzeldi. İlk yediğim çorba hariç – onda bir iki havuç bir de soğan filan konulmuş sıcak su gibi birşeydi – diğer yemekler benim damak tadıma uygundu. Fasülye, kalamar, tavuk, falan değişik yemekleri vardı. Mesela tavuğun içine pirinç konularak benim tavuk-dolma adını verdiğim ilginç bir şey vardı ki çok hoşuma gitti. Ama ben hiçbir zaman çok yemek seçen bir insan olmamışımdır zaten. Genelde kabak tatlısı hariç önüme ne koyulsa yerim =) Tural ile Sinem zaman zaman yemek problemi yaşasalar da sanırım çoğumuz yemeklerden memnunduk. Açık büfe de olunca zaten 3er 5er tabak götürdük (Cem’i iki kişi sayarsak o 6şar 10ar tabak da diyebiliriz =) ). Akşam yemeğinden çekilmiş bir fotoğrafımız yok ama kahvaltı masamızdan ufak bir fotoğrafı siz gösterebilirim:

 

Yemeğimiz açık büfeydi dedim ama içecekler ekstraydı, otele kaydımızı yaptırırken rehberimiz ısrarla tekrar etti bu kısmı. Fakaaaat Cem ile Tural güvenliğe yakalandıkları için o sırada otelde değillerdi. Biz yemek yerken bir baktım Cem elinde kola ile yanımıza geldi, arkadaşlar 4 dolarınız var mı diye yüzünde mahçup bir küçük Emrah ifadesi ile sordu =) Garibimin haberi yokmuş ki. Biz hemen geyiğe ve canlandırmalara başladık:

– Abi ben aslında almayacaktım, çalışıyor mu diye denemiştim
– Tamam, geri döksem?
– Bu benim değil, kim koymuş bunu benim bardağa? Allah allahh. Vallahi I don’t know. Kim verdi lan bunu elime?

Cem’e de epey takıldık sonraki günlerde. 4 dolarlık plastik bardak kolasını da yavaş yavaş sindire sindire içmesini tavsiye ettik =)

Yemekten sonra puşilerimizi aldık. Ertesi gece çölde gecenin bir körü ATVleri kullanarak gideceğimizden güneş gözlüğü ve puşi almamız gerekiyordu:

Sinem-Alper-Çağrı-Melih-Turgut-Ben

Günün yorgunluğuyla bir grup odalarına çekilirken biz maceracılar yürüyüşe çıkmaya karar verdik. Sinemlerin gündüz tanıştığı bir parfümcü olan Ayman’a gittik, (sanırım böyle yazılıyo), Ayman’ın Türk Rehber’in kazıkçı olabileceği yönündeki uyarılarına zaten biliyoruz şeklinde cevap verdik. Oturduk bol bol muhabbet ettik. Çarşıdaki satıcıların Sinem’in adını her seferinde “Sinaaa? Bizde de böyle bir yer var biliyor musun?” demeleri, Belma’ya “Balmaaa” diye hitap edip erkek arkadaşı olup olmadığını sormaları ilginç noktalardı.

Parfümcü Ayman ile bir fotoğraf

İlginç Baharatlar

Sharm el Sheikh’deki (Şeyh’in Sakalı) ilk günümüzü böyle geçirdik. Akşam odaya dönerken farkettik ki Mısırlı hiç kadın görmemiştik (Rus alayına doluydu). Sabah 4:00te kalkmak üzere yataklarımıza doğru yol aldık.

 

3 yorum:

turgut dedi ki…

Ilk yorumu yapayim ismini vermedigin arkadasin yardi beni, harbiden o yorumlari bir CSI stajyeri edasiyla yapmisti. Bir de rehberden bag koparmanin traveller ruhuna kattiklarindan bahsetmemissin 🙂

Ek olarak: Rast Muhammed, Ras Muhammed olcak bi typo olmus yamulmuyorsam 😉

08 Şubat 2010 23:48

Saygin dedi ki…

Evet Ras Muhammed olacakmış, ben bir hafta boyunca onu Rast zannetmiştim, sen söyleyene kadar da öyle zannediyordum =)

Traveller ruhunu da gelecek yazıya alırız Turgut sen rahat ol 🙂

08 Şubat 2010 23:56

 

ilknur dedi ki…

Çok şeker ve keyifli bir anlatım … Okurken gülmekten kendimi alamadım … 🙂

Vallahi I don’t know

04 Mart 2010 11:28

Categories: Gezi

Tagged as:

Leave a Reply