Gezi

Mısır Kıçımı Isır (III) – Çöllerin Fatihi

Sabah 4’te çalan alarm ile yataktan fırladık. Önce nerede olduğumu pek bir idrak edemedim. Fakat yan yatakta yatan Alper’i görünce Mısır’da, tatil cenneti Sharm’da olduğumuzu anlamam çok vakit almadı.

Her zaman yaptığım gibi telefonu 5 dakika sonrasına kurup yeniden yattım. Oflaya puflaya yataktan kalktık Alper ile, manyak mıyız biz gecenin 4ünde çöle gidiyoruz kıytırıktan birşey sürmeye diye söylene söylene çıktık. Ama değeceğini adımız gibi biliyorduk. Sabah psikolojisi işte. Biraz geç kaldığımızı düşünüyorduk ki bir baktık bizden başka kimse yok kapıda.

(Sanırım bizim sokak)

Daha sonra birer birer dökülmeye başladı millet. Gözler şiş, kıpkırmızı. Puşilerimizi de aldık doluştuk minibüse. Gene U çeke çeke uzun yollardan gittik.

Sharm’da çok ilginç bir yol anlayışı vardı. Adamlar kavşak diye birşey yapmamışlar, 4 yolun kesiştiği bir cadde hiç görmedim. Tali yoldan ana yola çıkıyordunuz, karşı yola geçiş yok. Yol istikametinde uzun bir süre devam ettikten sonra ilk gördüğünüz U-Turn yazısından bir U çekiyordunuz. Bütün yollar U-Turn yapa yapa devam ediyordu.

Hani bizde U dönüşü yapılmaz işareti vardır ya, bunlarda da tam tersi bütün yollar U-Turn yapın işareti ile dolu.

U-Turnlere artık alışmışken yola devam ediyorduk. Nihayet ATV araçlarının yanına gelebildik.

Önce adam (muhtemelen bunun adı da Muhammed’di) bize nasıl çalıştırılacağı nasıl kullanılacağı ile ilgili ufak bir bilgi verdi. Ben bahtsız bedevi, tabi ki gene en dandik yolda bozulacak olan araca bindiğimden habersizdim. Ama birazdan bozulacak olan araba gezinin en keyifli kısmı oldu.

Bu arada biz puşilerimizi kafamıza yüzümüze bağladık, fakat güneş gözlüğü heralde çok da gerekli olmaz diye getirmemiştik. Oradan 5 liraya birer adet çin malı güneş gözlüğü aldık. Güneş gözlüğü ve puşilerimizle birer Çakma Brad Pitt’in Terörist haline benzedik biraz =) Tabi gecenin 4:30unda güneş gözlüğü ile ne yapacağımızı merak edenleriniz olabilir.

Çölden doğan güneş ilk baktığınızda gözlerinizi kör edebilirdi, bu nedenle mutlaka güneş gözlüğü takılması gerekiyordu. Hani güneş tutulması çıplak gözle izlenmez ya, Mısır Güneşi, daha doğrusu Güneş Tanrısı Ra’nın doğuşu da çıplak gözle izlenemezdi. Mazallah tanrı size öldürücü ışın-ok’larından atıverirdi, görürdünüz.

Yok tabi öyle birşey. Her yerde olduğu gibi Mısır’da da güneşin o muhteşem doğuşunu gözlüklü, gözlüksüz, yatarak, ayakta, deve üzerinde, çıplak filan izleyebilmek mümkün 🙂

Gözlük aldık çünkü araçları kullanırken gözümüze kum kaçması çok olasıydı. İyi ki de almışız diğer türlü süremezdim heralde. Neyse, foto foto diye dolanıp duran adam fotoğraflarımızı çektikten sonra “Yallah, yallah” nidaları ile yola çıktık.

(Belma – Sinem – Çağrı – BirArkadaş – Alperen – Turgut – Cem – Melih – Ben – Alper – Tural)

Aracı tek sıra halinde sürmeye başladık, inanılmaz birşeydi. Ellerim biraz üşüdü, ve gaz mandalına basmaktan başparmağım ağrıdı ama ben bunların çok da farkında değildim. Toz toprak içinde gecenin bir yarısı gözümde güneş gözlüğü tek ışık etrafımdaki araçların ışığı, çılgınlar gibi gidiyorduk. Tek sıra halinde dizilmiş yola devam ederken ara sıra Melih arkadan küt küt bizim araca çarpsa da (Turgut bu kısıma yorum yazacak, kendisinin Melih & ATVsi ile çok acı tecrübeleri oldu) sağ salim bir süre daha devam ettik.

Sonra benim araba “pıt pıt pıt” etti durdu. Adamın gösterdiği şekilde tekrar çalıştırmaya çalıştım ama olmadı. Zaten bi süre sonra etraftaki “kolcu”lardan biri geldi, benim aracı çalıştırmaya çalıştı, çalışmadı. Sonra jeneratörden çalıştırdı. Bana da göster de bir daha olursa çalıştırayım dedim,

olmaz tehlikeli dedi.

Yola bir süre daha devam ettik. Yanımızda bizi videoya çeken kamyonet, kamyonette gaza getiren amcalar, son sürat giderken, ben en arkadayken benim araç tekrar tekledi, ve durdu.

Önümde Alper vardı da Allah’tan o bekledi beni. Adamlara bağırdık millet bastı gitti. Kumların ortasında, karşıda karanlıkta hafif belli olan dağ manzarası, sadece Alper’in çalışan arabası kalakaldık. Etrafımızda çöl yılanları(!), yer altında firavun mezarları, çöl tilkileri, bedeviler, akrepler vs. kalakalmıştık!! =))) Yok tabi öyle değil hiçbiri yoktu ama olsa heyecanlı olmaz mıydı? (Rugrats’deki Tommy gibi hissettim bir an kendimi).

Videoya çeken kamyonet farketti bizi de adamlardan birini tekrar geri yolladı. Bu arada bizim 9 kişilik ekip bastı gitti, ışıkları bile görünmez oldu.

İşte ATV turunun en zevkli kısmı burasıydı. Adam benim aracı çalıştırdı, diğerlerine yetişmek için deli gibi hızlandık. Gözlüğe rağmen gözlerimin kenarından süzülen yaşları farkedebiliyordum.

Diğerlerine yetiştik, bir süre daha gittikten sonra Yankı Vadisi adını verdiğimiz tepelere geldik. Hepimiz indik araçlardan, tek sıra halinde dizildik. Adam bize kısa bir isim söyledin dedi. BirArkadaş (gerçi şimdi kelimeyi söyleyince bir arkadaş’ın anlamı kalmadı ama :D) Izzy diye seslendi. “Bir kii üç” talimatıyla “Izzy” diye hızlı bir şekilde haykırdık. Yankı çok geçmeden geldi.

Sonra devam ettik, en kısa isimlerden “Cem”, “Sinem” filan fişman biraz daha bağırdık. Acaba yankılar adamın çektiği videoda nasıl çıkacak diye merak ederek araçlara geri döndük.

Ama sesler videoda çıkmayacaktı =)) Adam bütün gezi boyunca video çekti, biz bağırdık çağırdık yihuuu’lar attık, ama dandik bir Mısır müziği ile geri verdi bize videoyu. Bir de 11 kişilik gruptan sadece bir kişi alınca DVD’yi kopyalayacağımızı anladı. Tek akıllı kendisi ya, “Bu DVD’yi kopyalayamazsınız ona göre çalışmaz” falan dedi. Bilmiyor ki 11 tane bilgisayar mühendisiyiz, bi tanemiz de Turgut =) Zaten adamın fake attığını anlatık, biz bir tane alalım da dedik, kişi başı 1 liraya filan geldi sanıyorum. Zaten adam gelmiş otele bırakmış DVD’yi parasını da almayı unutmuş. Daha sonra ulaşamadık kendisine.

Bir süre daha araçları kullandıktan sonra Tepelerle çevrili bir alana girdik. Hava aydınlanmaya başlamıştı fakat henüz Ra yoktu ortalarda. Görevlilerden birisi bize çardaklardan birinden NaneÇayı getirdi.

Nane Çayı (Mint Tea)

(İğreç Çaycı)

Bizim nane limon gibi değil yalnız, bildiğimiz çay, içinde nanemsi garip birşeyler de var. Bizim ekibin hepsi sevemedi ama ben bayıldım. Mısır’a özgü ne varsa denedim, bu da onlardan biriydi neticede. Turgut ile “hani maceracı ruh” diye diye denemediğimiz içecek (vişneli kola, biberli limonlu cips, kebaplı cips, MEYVE suyu, Elmalı Fanta, Taze sıkılmış Mango suyu vs. vs.) kalmadı.

Turgut ile denediğimiz yeni lezzetlerden birkaçı:

Guava Suyu

Değişik içecekler

Çayları içip Gigabytelarca çektiğimiz fotoğraflara yenilerini eklerken deveye binme sırası gelmişti. Eh bildiğin deve diye düşünmeyin, müthiş zevkli bir olay.

Özellikle Cem’in deveye binmesi izlemeye değer bir sahneydi. Zaten Cem’e göre biraz sıkışık olan hörgüce oturması bir dert, üzerinde sallana sallana gitmesi bir dert… Bir de Cem’in devasa boyu ve fiziği eklenince çok hoş bir görüntü olmadı. Gün olur da Cem ile Mısır’a giderseniz bu manzarayı izlemesine izin vermeyin, psikolojik travmalara yol açabilir… İndikten sonra her taraf toz toprak her taraf kum olduğu için teyemmüm muhabbeti açıldı. Turgut’un bu açıklamalarının üzerine Cem’den şu cevap geldi:

“Abi kumla abdest alırsın da, benimki, devenin üzerinde bozulmuş olabilir” =)

(Cem ve Devesi)

O sırada müthiş gün doğumunu izledik. Fotoğrafları koysam da bir anlamı yok, orada olup izlemeniz lazım. Aslında piramitlerin tepesinden gün doğumunu izlemek “Ölmeden Önce Yapılacaklar” listemde ama pek mümkün olacağını zannetmiyorum, en azından çölde gün doğumunu izledim, sanırım o maddenin üzerini çizebilirim artık.

BirArkadaş’ın devesinin sürekli kusacakmış gibi sesler çıkarması, BirArkadaş’ın deveci amca’ya bi develerle fotoğrafımızı çekiver demesi ama adamın develeri kare içine almayıp sadece bizimkileri alması, kopyalanamayan DVDci amca, vs. bugünkü gezinin komik anılarıydı.

Dönüşte yazının en başına koyduğum fotoğrafı satın aldım. Çok dandik olsa da hoşuma gitti, zaten 11 kişi alınca pazarlık da ettik (herşeyde yaptığımız gibi). Bir gün Alper ile odaya geldiğimzde masaya koyduğumuz bu fotoğrafları oda lambalarının altına sıkıştırılmış bulduk. İşgüzar temizlikçinin işiydi. Zaman zaman da şunun gibi süprizlerle karşılaştık:

Gün oldu yatak örtülerimizden deve figürü yapılmış halde bulduk odayı. Güzeldi, her gün yeni bir temizlikçi heyecanı =)

7:15te otele döndük o sabah, 7:30 kahvaltısına yetiştik. Bizim turdaki amcalar ve teyzeler “Biz daha yeni kalktık millet turdan dönüyor yahu” diyerek bize tuhaf gözlerle baktıktan sonra biraz daha yaşlı hissettiler.

Kışın ortasında sıcacık odalarımıza giderek, üstümüzdeki toz toprak olmuş kıyafetleri çıkararak 10da katılacağımız Glass Boat turu için yataklarımıza girdik. 3 günü bir gün içinde yaşıyor gibiydik…

Heyecan daha yeni başlamıştı.

not: Cansu’nun eklemesi üzerine “Vallahi I don’t know” dan sonra yeni bir Arapİngilizcesi cümle “please yani”.

1 yorum:

Çağlar dedi ki…

Hey maşallah. Dörtte mi kalktınız. Ve onda başka bir tura mı girdiniz. Evet ben de o oteldeki yaşlılar listesine ekletmek istiyorum kendimi.

01 Mart 2010 23:31

Categories: Gezi

Tagged as:

Leave a Reply