Gezi

Mısır Kıçımı Isır (IV) – Glass Boat, Ras Mouhammed

Daha yeni yattığımızdan uykumuza doyamamıştık ki 9 gibi yataklarımızdan kalktık. Glass Boat’a gitmek üzere hazırlandık.

Hazırlandık derken ben pek hazırlanamadım çünkü pek teçhizatlı gelmedim ben. Sorup soruşturan Tural gibi arkadaşlar maşallah deniz gözlükleri, paletler, tam ekipman gelmişler. Tural utanmasa dalış tüpü de alacakmış =))

Bende havlu bile yoktu, Ankara’da kar yağarken plaj havlusu almak aklıma gelmedi elbet.

Neyse gittim botta büyük ihtimal denize de gireriz diye mayomu giydim (evet Cem’in uyarısı üzerine hani bi ihtimal(!) kışın ortasında denize gireriz belki diye almıştım yanıma). Otelin resepsiyonundan da havlu aldım, fakat ne hikmetse havluyu da odada unuttum.

Zaten çakma QuickSilver terliklerimi de bir gün önce otelin marketinden almıştım. (2 gün sonra QuickSilver yazısı “q ckS l” ye dönüştü.

Neyse, uzatmayalım, gelelim Cam Bot’umuza.

Glass Boat denilen olay teknenin tabanının komple cam olması ve gezerken rehber eşliğinde mercanları, tropik balıkları görebilmeniz. Maceracı bir ekip olarak gene tam saatinde(!) toplandık. Otobüse binerek yola koyulduk. Gene bir minibüse doluşup teknenin kalkacağı plaja gittik. Plajdan önce birşeylere imza attık kayıt olduk filan. Tam o sırada bizim dallama acar rehber Yavuz’u gördük. Adam da bizim aynı turdan 40 euroya kakaladığı adamları almış getirmişti bi yerlere. Biz hafiften gözükmemeye çalışarak sıramızı muhafaza ettik, kaydımızı olduk ve teknelere doğru yol aldık.

Etraf bizim Alanya’dan farksızdı. Deniz, güneş kum ve muhteşem bir deniz… Mısır böyle miymiş yahu diye tekrardan bir sorguladım.

Çünkü tatil başlayalı beri her şey ama her şey beklentilerimin üzerinde çıkıyordu.

Sallanan plastik iskelede telefonların fotoğraf makinalarının olduğu çantaları düşürmemeye çalışarak ilerledikten sonra teknemize bindik.

Açıkçası beklediğim kadar (tamam bu çok da beklenti altı sayılmaz ama) net bir cam olmasa da altı gözlerinizin önündeydi. Rehberimsi adam bize balıkların tek tek isimlerini saydı. Mesela flying fish adı bir balık vardı, 10 metre yukarıya sıçrayabiliyormuş. Tural’ın rehberimsi’den daha fazla bilgi verdiği glass boat turumuz çok da uzun sürmedi. Ama eğlendik diyebilirim, 500 yıllık mercanı, rengarenk onca tropikal balığı dokunacak kadar yakından görmek incelemek inanılmaz keyifliydi. Özellikle 500 yıllık dedikleri mercan (artık ne kadarı doğru bilemiyorum da) devasa bir beyne benziyordu.

Daha sonra durduğumuz bir noktada denize girdik, atladık, çıktık, yüzdük girdik. Ocak sonunda süper tatil yaparken bir de macera deneyelim dedik. İlk olarak Tuğral bu Glass Boat denen zımbırtının altından geçti. Şekil 1-A:

Sonra diğerleri geçtiler. Ben su altında gözümü açamıyorum, havuzda bile olsa açamıyorum çok çabuk yanıyor gözlerim. Ben de geçeyim dedim. Ama ne hikmetse ben camlı kısma değil, hafif sağa meylettiğimden, gözlerim de kapalı olduğundan tahtanın altından geçmişim. Zaten geç geç bitmedi nefesim bitecek diye de panik oldum iyice… Sonra ben öbür taraftan çıkınca kahkahalar koptu. Resmimi çekmek için camın üzerinde bekleyenler sadece bir ara ayağımı görünce anlamışlar neler olduğunu. Tövbe dedim, daha da Glass boat altından geçmem!

Daha sonra otelimiz La Perla’ya geldik. Biraz uyuduk uyukladık derken havuz başı keyfi yapalım dedik. Güneşlenirken otelin masajcısı geldi. Adam benim masajlarım süperdir dedi açtı listeyi. Baktık Turkish Massage var =)) Dedik abi bu nedir, bizim orada masajlar mutlu sonla biter =) Anlattık Türkiye’de masaj dersen böyle yerlere varabilir, her gelen Türk’e böyle deme dedik =) Adamın yüzündeki şaşkınlığı görmeliydiniz. Sonra kaldığımız her gün boyunca gelip gidip masaj ister misiniz? Ama Turkish Massage değil merak etmeyin demeye başladı =)

Aynı Hasan Şaş, yavaş yavaş esprisini masajcı bile yapınca yuh dedik artık bıkmaya başlamıştık.

Glass Boat’taki Fil Arda =)

Okyanus Manzarası =)

Akşam yemekleri yine şahaneydi diyebilirim. Gerçi Sinem filan çok hazetmedi, ama ben çok sevdim. Bildiğimiz biber dolması gibi yemeklere de “Egyptian” filan yazmışlar tabi hiç hoşuma gitmedi. Tatlılar bizim sütlü tatlılar, yemekler bizim yemekler.

Neyse güzel bir yemek keyfinden sonra da merkeze gittik. Merkezde pazarlığın allahını yaptık arkadaşlar. Mısır’da pazarlık yapmak müthiş bir şey yalnız alışkanlık yapıyor.

Biz ikinci günün sonunda zaten her şeyde ama istisnasız her şeyde pazarlık yapmaya başlamıştık. Nitekim ucuz bulduğumuz bir dükkana girip pazarlığa başladık. Tural mesela 150euro’luk tişört kupa hediyelik vs. almaya kalktı.

Adam haliyle fiyatları hesaplayıp 150 euro dedi. (çünkü tişörtler biraz pahalıymış).

Tural da 50 anladığı için direk ben 40 vereyim dedi.

Aman Yarabbi o adamdan birden alevler fışkırdı, yeter lan dedi yaptığınız pazarlık.

Leave it, leave it dedi =) çıkın gidin dedi, Arapça küfretmiş bile olabilir =)

Neyse dedik amca sakin ol, biz yanlış anladık kalbine inmeden bi dur bi soluklan dedik.

Amaaa pazarlığa devam ettik elbet =) Turgut mesela 15euroya dünyanın malını aldı. Sonra nargile içtik. Yalnız şunu belirtmeliyim, nargile inanılmazdı. Kesinlikle yanmadı, ve iki tane çıkışı vardı adam bi tarafından üflüyordu bazen. Ayrıca türk lirasına endekslersek içebildiğin kadarı 1 lira =)) Ayrıca “Böğürtlenli Fanta”, “Vişneli Kola” gibi ilginç lezzetler de vardı…

Yok yok bildiğin Coca Cola, ama vişneli. Mısır birası denedik, Adı Sakara idi. Değişikti,çok süperdi diyemeyeceğim. Mısır’a mı geldik, yoksa Alanya’ya mı, yoksa Rusya’ya mı anlayamamıştık. Öyle ki satıcıların çoğu Rusça biliyordu. Otele dönmeden önce de gene pazarlık ederek 8 tane şnorkeli 30 euro’dan aldık. Ama alana kadar canımız çıktı.

Adam Arda’ya “Vallahi harami, vallahi şeytan şeytan” dedi. Biz de abicim anlıyoruz o kadarını dedik. Tamam hadi helal et gidelim dedik. Adam Arda’nın gömleğini de istedi =))

En sonunda şnorkellerin plastik paketlerini geri verdik, ellerimizde şnorkeller otele döndük. (Tabi taksi & pazarlık ile).

Sharm-el Sheikh’te 2. günümüz de böyle geçti…

 

1 yorum:

turgut dedi ki…

Guzel yazi, hatirladim baya guldum:) bu arada visneli kola burada da baya meshur. Bi de yanilmiyosam para birimleri euro yerine misir poundu olacakti 😉

28 Aralık 2010 08:02

Categories: Gezi

Tagged as:

Leave a Reply