Seyir Defteri

Anlamsız Motivasyon

Neden bilmiyorum üzerimde anlamsız bir motivasyon var şu sıralar.

Biraz da yüksek lisans kaygısını yenmemden kaynaklı sanıyorum. İlkokul birden itibaren bende her zaman bir “ya başaramazsam” korkusu olmuştur. Bilmiyorum, belki de başarıyı tetikleyen hep bu pimpiriklilik, bu telaş oldu. Geçen dönem bel fıtığı iş güç cart curt derken Algoritma’dan az daha kalıyordum. Ne oldu ?

Hiç bir şey olmadı. C aldım, hayatımda ilk defa C’li bir not aldım ama bir şey olmadı.

İşyerinde de bazen verilen işleri yetiştirememe, yapamama korkum hep oldu. Ama artık kendime biraz daha güveniyorum sanırım. Akşam bir saat daha, ya da haftasonu biraz daha ders, her şey yoluna giriyor.

Garip bir biçimde son iki aydır istediğim her şeye yetişiyorum. Bağlamada müthiş ilerlemiş hissediyorum kendimi. repertuarım acayip genişlemiş, notalara daha net bastığımı daha güzel çaldığımı hissediyorum. Eski kayıtlarım ile yenileri arasında müthiş fark var. Nitekim, hala öğrenecek çok şeyim var.

Kitap okuyorum, her gece hemen hemen. Game of Thrones’u bitirdim, Clash of Kings’e başladım. Hem okudum hemi de yazdım türkümüzle blog yazmaya da bağlayalım hemen. Hakkaten yazıyorum, son bir senede yazdığımdan çok daha sık yazıyorum. Yazılarım eskisi kadar keyifli değil, depresif kısımlar da var ama yazmanın kendisi keyifli.

İşyerinde ortaya bir şeyler koyabiliyor olmak, modül testleri, birim testleri yazmak da keyifli olmaya başladı. Kocaman kulaklıklarımı, kepçe kulaklarıma takıyorum =) kimi zaman Zeki Müren’den “Ömrümce hep adım adım”, kimi zaman Braveheart…  Bazen Fizy’den mood seçiyorum, nostaljik parçalar hoşuma gidiyor. Şu sıralar işler de güzel gidiyor. Bazı günler akşam 8-9’a kadar kalıyorum yaptığım işi sevdiğim zaman.

Biraz biraz Geek olmak hedeflerim arasındaydı hep. Fakat anladım ki vaktinin gelmesi lazımmış. Geceleri 3’e 4’e kadar linuxla boğuşmak, yeni şeyler denemek (Linux Arch’ı da deneyeceğim yakında) denemek zevkli geliyor bana. Sabah 8’de kalkacağımı bilsem dahi uğraşıyorum. Şu sıralar OpenSUSE’ye sarmış durumdayım.

Şu son iki aydır heralde haftanın minimum 3 günü arkadaşlarımla görüşür oldum. Annemin ağzından “gezenti” lafı düşmez oldu =) Eh dersler başlayınca biraz azalacak tabi ki ama Yine de vakit ayırabilmek güzel.

Bunların yanında biniciliği denemek, fotoğraf çekmek, tangoya devam etmek vs. gibi bir çok hevesim daha var ama elbette hepsini birden yapmamak lazım =)

iPhone uygulamasını salladım birkaç haftadır, bu hafta ağırlık verebilirsem güzel olacak. Ama en azından başlamış olmak bile güzel.

Belim sağlam durumda, ama yine de spor yapmaya korkuyorum, yine bir bel fıtığı fırtlamasın diye. Doktoruma mail attım henüz cevap alamadım.

Bu aralar kafamda birkaç blog yazısı daha var, onları da yakında yazarım heral.
Bu kadar şeyi nasıl yetiştiriyorum ? İki cevabım var:

1 – Dizi izlemiyorum.

Fatmagül’ün suçu ne, Kuzey/Güney, Öyle Bir Geçer Zaman ki, Muhteşem Yüzyıl, Aşk Tutulması, Alyazmalım, Kurtlar Vadisi, Sensiz Olmaz vs. HİÇBİRİNİ izlemiyorum. Eh isimlerini biliyoruz elbet, Kuzey Güney’i ve Kıvanç Kaslıtuğ’u duymamış olmak mümkün değil =) Bizimkiler de yukarıdaki listenin birkaçını izlediğinden arada ikişer üçer dakika takıldığımda ufak tefek fikrim oluyor. Televizyondan kopmak, üniversitede iken yurtta kaldığım zamanlardaki gibi bana müthiş zaman kazandırdı.

2 – Daha az uyuyorum.

Önceleri son derece uykucu bir insandım, her yerde her türlü gürültüde, her türlü yoğunlukta minimum 8 saati baseline olarak alan biri idim. Artık öyle değil. İnsan az uyumaya da alışabiliyormuş, hem de kahve olmadan. Geceleri çok değerli.

Categories: Seyir Defteri

Leave a Reply