Gezi

Finlandiya Günlükleri

Yazımın başlığı bir zamanlar açtığım, sayfalar dolusu yazılar yazdığım blog. Eh, malum gecenin konusu da bu zaten. Uzun uzun anılarımı anlattığım günler üzerinden yakında 3 yıl geçecek, bir yadetmenin vakti geldi de geçiyor…

WordPress’te de, yani şu anda bu yazıyı okuduğunuz blogda da bir şeyler yazmaya çalıştım. Zaman zaman güzel olduğunu düşündüğüm yazılar da çıktı ortaya elbet. Nitekim bu yazıların güzel olanı bile bir rutini anlatıyor. Bazen yazdıklarımı tekrar okuyorum, benzer şeyler yazdığımı farkediyorum. Kendimi tekrar ediyorum, fakat bunun farkına varmam aylar sürüyor. Yazıp da hiç yayımlamadan sildiğim yazıların sayısını unuttum bile.

Arkadaşlarla dışarı çıktığımız zaman, eskilerden bir ekip toplandığımız zaman, ya da ne bileyim, yıllardır görmediğim lise arkadaşlarımla buluştuğumuzda aynı şey oluyor hep. İstemiyorum, o cümle ile başlamak istemiyorum konuşmaya, “Ben Finlandiya’dayken …” demek istemiyorum. Bazen değiştiriyorum, Finlandiya değil de “Tampere’de” diye başlıyorum cümleye. Sanki bütün güzel anılarımın hepsi orada kalmış, dondurulmuş, beni bekler gibi. Hayata dair edindiğim tecrübelerin yarısı oradaymış gibi. Ama her ortamda bu konuya geri dönmek, acaba ben de orada mı kaldım sorusunu getiriyor aklıma.

İspanya’dan konu açılıyor, hemen aklım Carlos’a gidiyor benim, kulağımda “Sayciiin” çığlıkları. İtalya dediler mi Silvia’dan başlıyorum anlatmaya. Polonya mı? Aman yarabbi, öğrendiğim Lehçe kelimelerin haddi hesabı yok, en iyi dostlarım Wiktor ve Damian. Gezdiğim yerler, gördüğüm tanıdığım farklı milletlerden insanlar. Ziyaret ettiğim 3-4 yıllık mektup arkadaşlarım, ilk defa yüzyüze karşılaşmalarımız. İnanılmaz hikayeler. Hosteller. Uçaklar. RyanAir. 1 Euro’ya gidiş dönüş uçak biletleri. Eston güzelleri. Herkesin sorduğu Fin kızları. Hayatımda ilk ve son snowboard denemelerim. Öğrenci evleri. Okul yemekleri. Otobüsler. Buraya yazılabilecek binlerce kelime. Ben unutmaya çalışsam dahi gidenler hatırlatıyorlar bana.

Geçenlerde kayağa gidenler muhabbet ederken yine snowboard konusu açıldı, ben yine Tampere’ye bağladım olayı. Nereden girsek oraya geliyor konu.

Yemek yapmak? Tabi ki, ilk yemek denemelerimiz orada. Bağlama? Sanırım bu rutinin dışına beni çıkaran tek araç o şu sıralar. Ama zaman zaman onu bile Finlandiya’ya bağlıyorum. Fidayda çalıp Alessandro’yu oynatmamız aklıma geliyor. Ne güzel bir geceydi ! Anna’nın evinde toplanmıştık bütün Türkler, yemeklerimiz. Anna, Türk dostu güzel insan Anna. Nisan’da Hande’nin düğününe gelecek, umarım görüşeceğiz. Kar yağıyor bu kış, durmak bilmeden sürekli kar yağıyor. Ben bu yazıyı yazarken bile kar yağıyor dışarda. İnsanlar “Bunlar sana hiçbir şey tabi, sen Finlandiya’yı gördün geldin” diyorlar. Eh, bilmiyorlar ki benim birazım orada kalmış tek başına, üşüyor. Ben açmıyorum konuyu, onlar açıyor bu sefer. Unutmaya çalışıyorum, gitmelisiniz diye teşvik ettiğim, gidip ardından blog açan, blog açmakla kalmayıp üstüne boy boy fotoğraf koyan arkadaşlarıma özeniyorum. Kendim gitmiş gibi seviniyorum her nedense.

Her gün yeni bir insan tanımanın, her gün beklenmedik bir olay yaşamanın, bu haftasonu hangi ülkeye gitsek diye düşünmenin verdiği hazzı arıyorum. 2 saatte Estonya’ya varabilmek, müthiş! İngilizce konuşmayı özlüyorum zaman zaman, hala penfriend denen olaya dadanmam da bu yüzdendir.

Bana “Yeni” olgusunu yaşatan Erasmus’u tekrar yaşamak istiyorum. Başvurmamda bir çok sebep var elbet, ama en önemlisi bu sanırım. Şu anda yeni bir blog açtım, uzun zaman önce deneyip de beceremediğim bir işe kalkıştım aynı zamanda, ingilizce yazıyorum. http://www.erasmusum.wordpress.com. Buraya yazdıklarım ne kadar rutin ise, oraya yazdıklarım bir o kadar dinamik. Yepyeni bir maceranın başlangıcı. Yeniden midemde kelebekler, korkular, alınan riskler. Bu seferki Finlandiya Günlükleri olmayacak. Hatta gidenlerle konuştuktan sonra tamamiyle şunun bilincine vardım ki, Erasmus gibi de olmayacak. Onun kadar eğlenceli, onun kadar dinamik, en az onun kadar kolay da olmayacak. Aksina çok zor iki yıl, hem de bu sefer kafama göre bırakıp gelme ihtimalim olmayacak olan iki yıl başlıyor benim için. Sona eklenmiş bir Mundus kelimesi, omuzlara acayip ağır yükler bindiriyor. Yepyeni tercihler. Yepyeni bir hayat. Bu heyecanı bile özlemişim.

İki kere değil, bin iki kere de düşünsem, yeniden gitmeyi istiyorum.

Categories: Gezi, Seyir Defteri

1 reply »

  1. Ne de güzel demişsin;
    Ama her ortamda bu konuya geri dönmek, acaba ben de orada mı kaldım sorusunu getiriyor aklıma.
    Sen başladın, umarım ben de başarır giderim oralara.

Leave a Reply