Seyir Defteri

Kara Kaplı

Kapatıyorum, üstünü örtüyorum, tozlu rafların arasına karışmış bir başka kitap olacak.
Olacak diyorum, ama her defasında capcanlı alacalı sayfaları, çıtı pıtı resimleri, kocaman fontları daha çok gözüme takılıyor. Her defasında.

Odaya girdiğim, odadan çıktığım, yatağıma yattığım, araba kullandığım her an sayfalar birer birer açılıyor kafamda. Haftalarca uğraşarak o ağır kalın kapağı kapatmak her defasında biraz daha zor geliyor. Her geçen gün daha da ağırlaşıyor kitap. Yeni yazılan sayfalarını göremediğim, okuyamadığım, hep merak ettiğim tonlarca yükte bir kitleye dönüşüyor. Kapatıp koyuyorum, bu sefer oldu diyorum.
Sonra hooop yeni baştan. Daha zor, daha ağır, daha derin.

Deli gibi okumak istiyorum, sonunu merak etmiyorum. Sonu belli kitabın. Bu başını okumadan sonunu yaşadığım ilk kitap. Fakat arada geçenler olaylar, kendimle bağdaştıracağım, karşılaştıracağım karakterler, ne olup bittiğini bilme isteği deli ediyor beni.

Bazen bu ağırlığı kaldıramayacağından korkuyorum. Çünkü hep en olmadık anlarda düşüyor raftan. Hep en olmadık zamanlarda sayfalar açılıyor önümde. Okuyamıyorum, bakmakla yetiniyorum her defasında.

Sanki kitap beni okuyor, inadına yapıyor. Nasırlı parmaklarla henüz yıpranmamış, güneşi görüp de solmamış incecik görünen ama müthiş ağır o kapakta parmaklarımı gezdiriyorum. İnce kapağın altında çok derin, aslında çok kalın hikayeler gizli. Okumak için sayfayı çevirmek istediğimde, yazılar kayboluyor. Bazen 3 hafta, bazen 3 ay.

3 hafta, bazen 3 ay boyunca her gün aynı yoldan geçiyorum, sayfaları birer birer araladıktan sonra harflerin silikleşip kaybolmasını göz göre göre izliyorum. Resimdeki koyu kırmızı bir arabanın önce griye, ardından sayfanın kendi tonlarına bürünüşü, yavaş ve acıtarak öldüren bir bıçak darbesi gibi. Harfler, hikayeler, karakterler zaten silinip giderken, resimleri bile görememek acı veriyor. Her gün sayfaları tekrar çevirmekten bıkmıyorum, resimlere bakmaktan üşenmiyorum. Ama bir noktada pes ediyorum. Eh olmayacak, bu sefer hakikaten kapatıyorum diyerek rafa uzatılıyor yine kitap. Kafamda solup giden koyu kırmızı arabasının rengini bırakarak…

3 gün sonra, ya da 3 hafta, bazen de 3 ay.

3 vakte kadar bir kitap düşüyor raftan. Gökten düşen üç elma misali, yine o sayfaların hiçbiri benim için açılmıyor.

Categories: Seyir Defteri

1 reply »

Leave a Reply