Müzik

On Dört Bin Yıl Gezdim (13/52)

arrow

Bugünkü kaydım için “olmadı, beceremedim, çalamadım” gibi cümleler kurmayacağım, nitekim çalıp becerememiş olmak bile büyük bir şeref. Haydar Haydar denince iki türkü gelir akla. Birisi Nesimi’den, şöyle başlar  “Ben melamethırkasını”… şöyle devam eder “Kah çıkarım gökyüzüne, seyrederim alemi”.

Benim çalacağım bu değil. Şimdi dinliyor olduğunuz (yukarıdaki mavi ok’a zaten tıkladığınızı varsayıyorum) parça, tam bir bağlama resitali (tabi benimki tam bir resital değil de, orjinali öyle). Bir enstrümandan bu kadar çok çeşitli ses bir arada nasıl çıkıyor, bazen çalarken bile kendi kendime şaşırıp durup bekliyorum =) Benim çaldığım türküye kimisi Haydar Haydar der, kimisi On Dört Bin Yıl Gezdim der. Çünkü türkü böyle başlar. Daha doğrusu türkü, aslında türkü demeye de dilim varmıyor bu başka bir şey, eser diyelim, bu eser uzuuun bir saz girizgahı ile başlar, ilginç tezene çektirmeli figürler içerir.

Ekşisözlük’ten alıntıdır :

Ali Ekber Çicek’in TRT’de çalarken,bağlamasının iki defa akord salması sonunda başka bağlamayla devam etmesi ve canlı yayın hezeyanıyla kendi derlediği bu eserin bir yerinde şaşırması durumunda bile şaheser olduğunu düşündüğüm ezgi.

Bu parçayı çalarken çektirme dediğim, ya da mızrap atma denilen teknik oldukça zor, ama bir kere öğrenildi mi parçanın geri kalanı çok rahat çalınabiliyor. Çok rahat demişken, birden 9/8’likten 5/8’liğe düştüğü yerler, çıktığı yerler var. Ben henüz parçaya tam hakim olamadığım için daha fazla yorum yapma cüretini gösteremiyorum bu konuda. Ve adamın kendi ağzından bu parçayı, bu eseri nasıl yapmış bir dinleyin:

Şöyle diyor rahmetli :
Bir stüdyo gibi bir ev yapmıştım, bir oda yapmıştım evimde, ve bu 4 saat radyoda vazifeden sonra evime gidiyordum o odaya çekiliyordum. Orda gece saat 4lere kadar gözyaşlarımla uykusuzluğumla motif motif çalıştım. Ve 3 sene ben bunu bir yemek gibi, yemeğin tencerenin başına bekleyip onu pişiren bir aşçı gibi onu öyle pişirdim.

Ölümsüz olmak böyle bir şey heralde. Adam göçüp gitmeden önce dünyaya böyle bir şey bırakma şansı olmuş… Önceki kayıtlarda olduğu gibi bu sefer notaları koymuyorum, çünkü bakıp da notasından bir şey anlamak mümkün değil bunun için. Bu parça benim için bir çok açıdan çok önemli.

Birincisi bağlama çalmaya başladığım günden beri, acaba Haydar Haydar veya Kaytağı çalabilecek miyim diye düşünürdüm. Şu anda iyi kötü ikisini de çalabiliyorum. Şaşırıyorum kendime.

İkincisi Alevi/Bektaşi kültürüne bir zamanlar tamamen yabancı biri olarak, kısa sap’a, deyişlere, semahlara, bunları da dinleme merakıma sebep olan bu parçadır. Bu parça bana Alevi arkadaşlarıma “Yahu bu kırklar, yediler filan bunlar ne?” diye sormama sebep olmuş, bu kültürdeki derinliği anlamamı sağlamıştır. Bağlama çalmaya başlayalı beri bir “Alevilik var mı sende?” Sorusuyla muhattap oluyordum. Alevilik yok, ama Haydar Haydar var artık =) Önce ustasından dinleyelim :

Ondörtbin Yıl Gezdim Pervanelikte,
Sıtkı İsmin Duydum Divanelikte,
İçtim Şarabını Mestanelikte,
Kırkların Ceminde Dara Düş Oldum,

Kırkların Ceminde Haydar Haydar Haydar Haydar Haydar Dost.
Dara Düş Oldum.

Güruh-u Naciye Özümü Kattım
Adem (İnsan) Sıfatından Çok Geldim Gittim
Bülbül Oldum Firdevs Bağında Öttüm
Bir Zaman Gül İçin Zara Düş Oldum.

Kırkların Ceminde Haydar Haydar Haydar Haydar Haydar Dost.
Zara Düş Oldum.

Hata yaptıysak da, Ali Ekber Çiçek affeder, adam herşeyden önce evvela insan olmak lazım demiş. İndirmek için tıklayın 

Categories: Müzik

4 replies »

  1. Keşke notalarını paylaşsan abi , kardeş dost artık nasıl hitap edilmesini istersen.
    Bende az çok çalıyorum fakat sen iyi çalmışsın yani çalışırsan tam oturunca güzel olacak o yüzden notalarını paylaşmanı diliyorum senden 🙂

  2. Tezenedeki vuruşları ve çektirmeleri net olarak gösteren hiç olmamış , tam olarak bildiğiniz bir konuysa eklerseniz sevinirim…

    • Aslında çektirmeleri ben de tam olarak yapamıyorum. Önümüzdeki ay koro konseri için hakkını vererek çalışmaya çalışacağız, belki öğrendiklerimi kısa bir videoyla yayınlarım.

Leave a Reply