Seyir Defteri

Paris Günlükleri XVII – Çayın Son Demleri

Kaptan’ın Seyir Defteri
Kayıt 0017
21.05
Gün Batımı ve Sıçtın Mavisi

Çok büyük umutlarla başlayan Paris gezimiz, bitmek üzere. Son 1.5 ay kala programım şöyle :

1   Haziran
3   Haziran
3   Haziran
3   Haziran
4   Haziran
6   Haziran
7   Haziran
10 Haziran
11 Haziran
11 Haziran
13 Haziran
Epistemology Assignment (%50)
Bioinformatics project 1 (%20)
Bioinformatics project 2 (%20)
Symbolic ML Final Exam (%100)
Opinion Mining Final Exam (%50)
Bioinformatics Final Exam
E-Health Final (%100)
Probability Re-take (%50)
Case Study Defense (%100)
Opinion Mining Report (%50)
Optimization Retake Exam

Biyoinformatik projelerini yaptım.

Fransızca finalimden geçtim.

E-Health raporunun da çoğunu yazdım. Yine de, yine de diyor insan :

Bir insan evladının bu 13 günün sonunda sağ kalması mümkün değil. Aynı şey ilk dönem sonunda da oldu, nitekim Optimizasyon’dan kalmıştım. Ardarda 7 final birden olmuştuk. Şimdi birkaç dersi önceden temizledim. Methodology and Tools for Research dersinin müthiş derecede vakit alan ödevleri, paperları, reviewleri bitti. Epistemoloji dersimizin yarısı bitse de (bir nevi Felsefe), ödevlerle saçma sapan bi hal aldı. En sevdiğim ders bu dersti fakat hoca karman çorman bir ödev verdi. Yazdıklarımı dahi okumadan not vermiş. Sadece altına ‘confusing’ şeklinde birkaç not düşmüş. Hocam bunun nesi kafa karıştırıcı dedim, işte böyle böyle dedim. Adam da hatırlayamadı zaten, mesela burada ‘argüman kelimesini kullanmışsın, argüman değil aslında o falan dedi. Ne alaka dedim, bişey diyemedi. Notu da arttırmadı. Amaan dedim bende. Kasımpaşa.İkinci ödev de 1 Hazirana teslim. Ne kadar farklı olur bilmiyorum. Şimdi bir milyon felsefik metin okuyup yorumlayıp karşılaştırmam lazım. Normalde keyif alacağım bir şey olsa dahi, bu yoğunlukta mümkün değil. Bu seferki sallapati bir makale olacak.

Ardından Case Study denen, bütün döneme yayılan projemizin sunumu var. Normalde 13 hazirandan sonra 17 günümüz daha olacaktı, ama sürekli sırıtan koordinatörümüz bunu da 20 gün öncesine çekti. Ne ara yapacağım, ne yapacağım, sunumu nasıl yetişecek, raporu ne ara yazılacak bilmiyorum. Commment’leri dahi Fransızca olan bir kodun içinde boğulmuş durumdayım. Valla açıkçası şu saatten sonra da umrumda değil. Adama elli kere mail attım, işine gelmeyince cevaplamıyor bile dallama. Neyi erteletmeye çalıştıysak elimizde patladı. Ben de, madem öyle dedim, şu saatten sonra umrumda değil la. Olduğu kadar.

Şu anda kadar harcadığım, boş geçirdiğim, dışarı çıktığım hiçbir güne pişman değilim. Sınıftakiler gibi robot halde çalışacak olsaydım, Ankara’da kalırdım. Hatta Malaga’dan kendime attığım karta aynan şöyle yazmıştım : “Bu dönem hepsinden kalsam, hatta programı bıraksam dahi, şu 12 güne değerdi be dostum.”

Mikontalo’dan, Lukonmaki’ye döndüğüm son Finlandiya akşamımda, yokuşun tepesinden aşağı bakarken gözlerimden süzülen yaşları hatırlıyorum. Yanağımda tuzlu tuzlu çizgiler bırakan, hayatımda iz bırakan gözyaşları. Her biri bir hatıra, güzel bir anı, bir gezi, yeni denenmiş bir yemekti. Finlandiya’dan ayrılmak istemedim. Kimse istemedi.

Paris’ten ayrılırken arkama bile bakmayacağım. Sevemedim bu milleti ben. Birkaçı hariç, buradaki dostlukları da sevemedim. Gelmeden önce Fransızcayı çok sevmiştim, geldikten sonra ondan da soğuttular beni. Şehir güzel, binanlar güzel, her köşe başı bir başka manzara, bir başka fotoğraf karesi. İnsan bu şehirde saatlerce yorulmadan, hayran hayran dolaşabilir. Ama gel gör ki içleri boş hep. Sevmeye çalıştım ama olmadı işte. Sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı? Muhtemelen bir daha gelmem Paris’e.

İspanya’da sokak sokak dolaştığımı hatırlıyorum. Cadiz güneşine gözlerim yanana kadar kocaman açıp baktığım o öğleden sonrayı. Kahkaha atıyordum yolda, sebepsiz yere, o kadar mutluydum ki. Granada’da yüzümde sürekli bir gülümseme ile gezdim, ayaklarım yara olana kadar dolaştım. Sonra şu son üç gündür yağmurun dinmediği şehre döndüm yine. Ne vardıysa… Orada hostelde yatak & yemek parasına çalışan İtalyan bir kız vardı, bir an kafamdan ‘Ben de kalabilirim  burada, ömür boyu böyle yaşarım’ diye içimden geçirmedim değil. Gece olunca hostelin terasındaki hamakta yıldızların altında yatan bu fakir insanların yüzlerindeki bu gülümseme, Türkiye’den geleli beri en çok aradığım, en çok özlediğim şeydi. Bir döneyim, şu 13 Haziran bir geçsin, hepsini tek tek yazacağım.

Şimdi henüz hala test edemediğim kodu elime alıp yarınsabahki toplantı için çalışmaya devam etmem gerek. Cuma akşamı da kendime Türk Sineması Festivali için izin verdim, Gelecek Uzun Sürer’e gidiyorum.

Categories: Seyir Defteri

2 replies »

Leave a Reply