Müzik

Uzun İnce Bir Yoldayım (14/52)

Bugünkü kayıt bana ait değil. Bir “öğrencime” ait. Hala hoca olarak çağırılmaya alışamamış, türkü söylemenin ne eğitimini almış ne de şimdiye kadar eğitimini vermiş olan ben, burada bir Fransız bayana türkü söyleme dersi veriyorum.

Evet, ben türkü söyleme dersi veriyorum, hem de bir Fransıza. Marie-Claire Hanım ile her hafta 1-2 saat türkü söylemeye çalışıyoruz. Ben elimden geldiğince düzeltmeler yapıyorum. Genellikle bu düzeltmeler telaffuz ile, ya da nefes ile ilgili kısımlar oluyor. Ama ben de çok anladığımdan değil. Söyleyebileceğimiz tonu bulmaya çalışıyorum filan. Eğlenceli =) Nasıl mı başladı? Önce arka planda buraya tıklayarak (ya da Mavi Ok ile) kaydı dinleyin, hikaye ardından.

arrow

Burada, Paris’te bağlama dersleri vermeye başladım 2 ay önce. Başlarda 4 kişi olacağımızı varsaymıştım. Bir arkadaş  bağlama bulamadı, bir diğerinin iletişim bilgilerini ben kaybettim. Kaldı iki öğrenci. Bunlardan birisi Sevda, bir diğeri Rahman’dı. İkisine de özellikle dedim ki ben uzun sap bağlama çalıyorum, kısa sap düzenine de az biraz hakimim ama öğretecek kadar değil.

Sevda bir gün derse geldi, bağlaması ile : Kısa Sap.

Ertesi hafta Rahman geldi : Kısa Sap.

Neyse ki ikisi de kısa sap bağlama idi =) durumu biraz toparladık. Hal böyle olunca biz de kısa sap başladık kursa. Bu arada ben öğrenci sayısını arttırabilmek amaçlı buradaki bir takım gruplara, topluluklara mail attım. Bir gün Mevlana Kitabevi’nden Aziz Abi aradı beni. Fransız bir bayan var burada, senden ders almak istiyor dedi. Ama türkü dersi. Yapma etme Aziz abi ben ne anlarım demeye kalmadı, hanımefendi bir cuma akşamı bizim hanemize teşrif ettiler =) Orta yaşlarda, heyecanlı, zamanında geleneksel Hint dansları denemiş bu ablamız, benden türkü söyleme dersi almak istediğini söyledi. Açık açık söyledim, yapmayalım bence dedim. Burada Paris Türk Müziği Korosu var isterseniz oraya yönlendireyim sizi dedim. Bir de üstüne para alacağım, hiç içime sinmez dedim.

En sonunda anlaştık, bir şey alamadığını hissettiği noktada bana söyleyecekti. Onun ve benim ortak isteğimiz doğrultusunda haftalık plan yapacaktık. Ve bunu izleyen hafta ilk dersimize başladık. Benim için müthiş ilginç bir deneyim oldu. Az biraz Türkçe bilen bir Fransız’a yarı İngilizce yarı Türkçe terimlerle, ara sıra bir iki kelime de Fransızca kırpıştırarak derslere devam ediyorduk. İlk derslerde boğmadan temel nota bilgisi ile başladık. Türk Müziği ile haddim olmayarak biraz bilgilendirdim kendisini. Farkları, yöreleri, tavırları, Sanat Müziği’ni, gırtlak yapısını, kendi bildiğimce anlatmaya çalıştım.

İlk dersin sonunda çok eğlendiğini söyleyince içime sular serpildi. Bu arada çalışmalarda önce ben bağlama çalıp söylüyordum, ardından beraber söylüyorduk. Her dersin sonunda da Macbook kullanarak GarageBand programı ile kayıt yapmaya başladık. Yukarıdaki kayıt da 2. haftanın sonunda yaptığımız bir kayıt. Çok da güzel oldu ayıptır söylemesi.

Bunu Aşık Veysel gibi bende özel bir yeri olan, bağlama dedim miydi aklıma Neşet Ertaş ile birlikte gelen ustanın ölüm yıldönümünde paylaşmak benim için daha bir anlamlı. Aşık Veysel’in hayat hikayesini, gözlerini nasıl kaybettiğini, ilk bağlamaya başlayışını, göremediği dünyayı bizden nasıl daha iyi gördüğünü defalarca okudum. Aklıma kazınan en önemli kısmı ise eşinin onu terkettiği gün oldu sanırım. Sunay Akın’ın kaleminden aktarıyorum :

Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya, hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine. Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir.
Evin penceresinden, karanlık bahçeye vuran ışıkta, ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir…
Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir. Kadın kocasının uyumasından emin olunca…
Sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer… Ve pencereden aşağıya atlar.
Başka bir adam için… Kadın kocasını terk eder…
Koşarlar iki sevgili… Kaçıyorlar… Tarlaları, ovaları aşarlar…
Anadolu’da bir köy nasıl nasıl koşmasınlar ki. Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır… Namus belası. Töre cinayetleri… Yoksulluk… Cefa… Korku… Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler…
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar…
Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki ;

“Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor”…

Çıkartıp bakarlar ki!
Ayakkabısının içinde bir tomar para!
Kocası her şeyin farkında… Biliyor ki gidecek…
“Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti”
YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE!
O yoksul köylü;
Bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koydu…
O güzel insanı…
O onurlu davranışı sergileyen…
O terk edilen adamı…
Hepiniz tanıyorsunuz.

Çünkü o ;
Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi…
Uzun ince bir yoldaydı ve
Gidiyordu gündüz gece…
Şimdi sorarım size ;
Bu memlekette töre cinayetleri, kadına karşı uygulanan şiddet mi yakışır? Yoksa… Âşık Veysel gibi hayatında hiç kitap okumasa, okuyamasa bile…
Kitap gibi hayat yaşayan adamlar mı yakışır..

Veysel Ustam! işte ben de senin ölüm yıldönümünde, senin Sivrialan köyünden binlerce kilometre uzakta, Paris’te, türkünü çaldım, burda ellere söylettim. Senin o güzel gönlünün, yüce kalbinin sınırları nereleri aştı, nerelere vardı bir bilsen…

Güzelliğin On Par’etmez. Şu bendeki aşk olmasa.

Anlatmam derdimi dertsiz insana
Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz

Dost dost diye nice nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım (ey yar) boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır kara topraktır

Gine mi ağladın kirpikler nemli
Dostum niçin giyinmişsin karalar
Çiğ düşmüş gül gibi yüzünden belli
Senin derdin bu sinemi yaralar

Ve…

Hatırladık Veysel Ustam, unutmadık.

Categories: Müzik

3 replies »

  1. Iyi akşamlar Saygın,

    I have received your message last Sunday and wanted to take the time necessary to reply to you with the right words.

    Although you had few contacts with French people, you probably noticed that they are outspoken and speak freely. So I will tell you my true mind about the lessons and moments we shared these five months.

    First of all, you are a very relaxing person. Sometimes I had had a harsh week and still felt the pressure when I arrived to your flat. After a few minutes, the focus was on the lecture and trying to do my best, catching everything I could from you because the ders passed so quickly. I would go away with a steady feeling of “bien-être” for the coming days. It might be because you do not express your stress, but anyway you communicate serenity.

    Second, you have a very beautiful voice, warm, strong and smooth. I really enjoy listening to your registrations of “Cahildim dünyanın rengine kandım” and “Ahu gözlerini sevdiğim dilber”. Hopefully you will have time to register some more on your blog (I have subscribed, you have one more follower).

    Third, you have enabled to draw things from my voice which I did not expect. I have to work on my own for the moment, without your advice and correction. It takes more time, I do not feel confident about the result and it is a bit hard to find the proper feeling and tone. But it is preferable to go on even if I am not satisfied than give up because it is not eksiksiz. Singing is now an important part of my life and I need to do it regularly for a personal balance.

    Last but not least, I feel our relationship as marked by reciprocal respect, understanding and harmony. You have an independant character, curiousity and an open-mind, and you are not ridden by fear. I believe you know what you want from life, want to lead it your own way and will not yield to negative pressure. On the other hand, your Turkish education gives you caution, insight and humility. No doubt you will meet the right persons on your way. I do not know your defects, but your qualities are highly valuable to me.

    I will be very happy to meet you again, any place.

    In the meantime, after this demanding year at University, I wish you relaxing and happy holidays with your relatives and friends.

Leave a Reply