Seyir Defteri

Uçmak

Gözlerimden uyku akıyordu. O kadar yorgundum ki o sabah, x-ray’den geçerken çıkardığım kemerimi bile tekrar takmayıp çantama attım. Oldum olası kemerlerin uçağa binerken ötmesine sinir olmuşumdur. Havalanlarında ötmeyen kemer çıkarsam piyasada tutunabilir mi acaba? Böyle şeyler bulan insanlar hayatta nereye gider kime başvurur ki ?

1 saatlik uçak yolculuğu bence çok kısa. Sırf bundan ötürü bazen Ankara-İstanbul arası daha uzun olsaymış diyorum. Çünkü insan uyuyamıyor =) Türk Hava Yolları’nın yemekleri, özellikle yurtdışı uçuşlarında daha da lezzetli. İlk yarım saat ya yemeği kaçırırsam kaygısıyla uyuyamıyorum. Biraz beleşçi bir insanım herhalde ben. Bu sefer uçak bileti de bedava olduğundan keyfim yerindeydi. Yandex almıştı biletleri, ben de yaklaşık 4 saat sonra hayatımın gidişatını komple değiştirebilecek olan bir mülakata girme hazırlığındaydım.

Yemek paketlerini dağıtan hostesin gözleri maviydi. O anda hemen yazılası bir hikaye geldi aklıma. ‘Eski kız arkadaşın olan kız hostes olmuş, uçakta karşılaşıyorsun’. Hikaye çıkardı bundan. Yanımda kafası sürekli kayıp giden, babamın akşamları televizyon izleyen haline benzeyen amcadan bir kalem istedim, yokmuş. Amca benim sorumu fırsat bilip, “Bizde kalem ne gezer evladım”dan başlayarak, acıklı hayat hikayesini anlatmaya başladı. Sanırım toplum olarak hepimizde bir hikaye anlatma isteği var. Benim hikaye yazmak için kalem isterken, bir hikaye daha edinmem tesadüf değil yani. Acıları bu kadar uzatmamız, olayları içselleştirip sürekli hatırlamamız hep bundan. Amcayı dinlemeyi çok isterdim, hakikaten isterdim ama o anda aklımdakiler uçup gitmek üzereydi. Amcanın lafını bölüp mavi gözlü hostesten kalem istedim.

– Pardon bakar mısınız? Sizin henüz yaşanmamış hikayenizi yazacağım. Eskiden kalbini kırdığınız birileri var mıydı acaba? Bir de kaleminiz?

Bir saniye bakayım diyerek arka taraflara gitti güzel kız. Siyah, ağır, insanın eline oturan güzel bir dolmakalem getirdi bana. İnsan bazen çok azını umup, çok fazlasıyla da karşılaşabiliyor, hayata bazen hakkını vermek lazım. Hep piçlik yapmıyor tabi.

O anda Ayla’nın geçenlerde gördüğüm bir iletisini hatırladım. “Gözümü her gün farklı şehirde açmayı diledim, kabul etti. Haziranda her şeyi bıraktığım gibi bulmayı diliyorum, kabul et.” yazmış. Ulan böyle şifreli mesajları görünce de uyuz oluyorum. Ben de yazıyorum böyle şeyler, ama siz yazmayın. Gözünü her gün farklı şehirde açmak ne demek? Muhabir filan olmayacaksa şayet, hostes olacak heralde. Dönelim eski kız arkadaş mevzuuna. Aynı uçağa bindiniz dostum. Ne yapacaksın? Görmezden gelemez, gelemezsin. Ne içersiniz diye sordu diyelim, cevap vermeyecek misin? Ya da ‘Bir soğuk su alayım’ dediğinde kız altında farklı manalar mı arayacak? Aramasa da sen ‘acaba kola mı isteseydim?’ diye düşüneceksin. Olmaaaaz. İnsanın eski kız arkadaşı bence hostes olmamalı. Buradan Türk Hava Yolları’na ve diğer uçak firmalarına söylüyorum, şimdiye kadar sadece bir sevgilisi olmuş, hala da onunla birlikte olan kadınları alın işe. Ya da ilk aşkı ile evlenmiş olanları filan. Eski sevgilisi olanlar mülakatlarda elensin. Müşteri memnuniyeti her zaman en önemlisidir çünkü.

Yine de, alsalar da buradan güzel hikayeler çıkar elbet. Kalemi alırken gözümü hostesin gözlerinden parmaklarına götürdüm. Önceden gözlere bakardım ben en çok. Gözler gerçekten samimi gülümsüyor mu diye. Ama artık zaman zaman parmaklara da bakıp yüzük var mı diye kontrol ediyor insan. Ettiriyorlar artık. Birkaç yıl içinde her şey ne kadar çabuk değişiyor ?

Kalemi aldığım sıra ‘Kaptan Pilotumuz’ anons yapmaya başladı. Kaptan denizde olur ama, neyse. Bir keresinde dolmuştayken “Kaptan, ışıklarda inecek var” demiştim de, bana sitemkar bir bakışla, “Kaptan denizde olur koçum” dedi. O gün bugündür dolmuşta kaptan demem. Uçakta da demem. Gemide de kaptanı nerede göreceğim zaten ben, o yüzden hiçkimseye kaptan demem. Ben pilot olsam da kendime dedirtmezdim herhalde. Bir ara Türk Hava Yolları mühendisleri pilot olarak alıyordu, hala da alıyor sanırım, Mehmet girmiş geçenlerde sınavlarına. Ben epey ilgilenmiş araştırmıştım. Hah işte, bir problem daha, sen pilot olsan, o kız da hostes olsa ne halt yiyeceksin? Gerçi ben her uçağa bindiğimde pilotların hostesleri aslında hiç görmediklerini düşünüyorum ama, neyse ben artık pilot olmayacağım için böyle bir sorun yok. Pilot olanların kaçı küçükken ‘Ben pilot olacağım’ demiştir acaba? Dikkat edin, “Ben pilot olacağım diyenlerden kaçı pilot olmuştur acaba?” diye sormadım. İkisi farklı mevzular. Şimdi çalışmaya başlayınca istastik, veri analizi konularına gireceğim için bunlar önemli şeyler. Tabi girebilir isem.

Yazacağım hikayeye de pilot’un uçağı kaçırıp İtalya üzerinden geçirmesini ekliyorum. Ankara – İtalya – İstanbul. Çünkü beraber İtalya’ya gideceklermiş bir de Bulgaristan’a. Tamam İtalya çok uzak olursa, benzini yakıtı yetmez filan mazallah, Bulgaristan da olur, havadan seyrederler. Eski hatıraları anarlar. Uçak düşerse koltuğun altında can yeleği var, sorun değil.

Acaba hakikaten orada mı “Can” yeleği. Aslında bunu bana tahsis ettilerse çıkarıp bakabilmem, evirip çevirip bi deneyebilmem lazım. Kaç yüzyıldır bekliyor acaba o can yelekleri koltukların altında. Bir tanesini alsan, taksan acaba içindeki bu “Can Sıkıntısı” geçiyor mu?

Kalemi verirken yine parmaklara bakıyorum. Gözlere bakardım ben halbuki.

3 yıl oldu sanırım “Ellerin ne kadar güzel” demişti bir Yunan kız. Hayatım boyunca bir kızdan duyduğum en güzel iltifat buydu. O kızı da bir daha görmedim zaten.

20111111-010313.jpg

Categories: Seyir Defteri

Leave a Reply