Müzik

2016’dan 2017’ye (Zincir, Müzik ve Kod)

Dünkü yazımda Zinciri Kırma hareketinden bahsetmiştim. Hatta uzun zamandır takip ettiğim bir YouTube fenomeninin 2016’daki videosunu paylaşmıştım. Bazı şeyleri alışkanlık haline getirmek için, takibini yapmak inanılmaz bir motivasyon getiriyor. Mesela yeni bir dil öğrenmek. DuoLingo ile, Babbel ile, ya da Rosetta Stone ile bir dil öğrenmeye başladığınızda, ilerlemenizi kayıt altına almak, gelişiminizi takip etmek çok gaz verici değil mi? Peki bunu neden diğer hobiler için de yapmıyoruz ? Mesela her gün kitap okumak için. Dişlerimizi günde 2 değil de 3 defa fırçalamak için? Günde en az bir elma yemek için ? Bu kadar planlı programlı olmaya gerek yok belki de. Fakat bazı güzel alışkanlıkları kazanmak istiyorsanız, biraz motivasyon gerekli. Sonuçta bir süre sonra öğleyin dişinizi fırçalamadığınızda huzursuz, akşam elma yemediğinizde eksik hissedeceksiniz. Amaç bu noktaya kadar gelebilmek. Bu huzursuzluğu sağlamak. Benim gibi biraz rahat, biraz hallederiz insanıysanız, bu süreç belki biraz daha uzun olabilir.

Peki bunun takibini nasıl yapabiliriz? Yukarıdaki gibi bir takvim hazırlayıp her gün bir çarpı atmak bir yöntem. Ya da birkaç akıllı telefon uygulaması da kullanmak işe yarayabilir. Ben geçen aylarda HabitBull kullanıyordum. Bu sefer değişiklik olsun diye Loop adında yeni bir uygulamaya geçtim. Bir de yüklemediğim fakat ilgimi çeken Habitica adında bir başka akıllı telefon uygulamasına denk gelmiştim. Bu sonuncusunda ise sizin 8 bitlik bir karakteriniz / kahramanınız var, hobinizi devam ettirdikçe karakterinizi geliştirip yeni özellikler ekleyebiliyorsunuz.

Hem hatırlatıcısı olan, hem de zinciri görmenizi izlemenizi sağlayan böyle bir uygulama epey faydalı oluyor. Telefonunuzda habit tracker diye aratırsanız muhtemelen önünüze yüzlercesi gelecektir. Zinciri kırmama ve alışkanlık edinme alt yapılarından sonra, yeni yıl hedeflerimin ikisi ile daha devam ediyorum.

 

Müzik

Kitap konusunda olduğu kadar müzik konusunda da hayatımın en aktif yılını geçirdim. Öncelikle geçen sene ODTÜ’nün en köklü topluluklarından biri olan THBT (Türk Halk Bilimi Topluluğu) nin uzun sap bağlama derslerini iki dönemdir ben vermeye çalışıyorum. Geçen sene ilk defa ders vermeye başladım. İlk senemde sınıfta 40 kadar öğrencim vardı. Bunlardan birisi Alman, ikisi Pakistanlı, biri görme engelliydi. Başlarken yapabileceğimi düşünmemiştim fakat hayatımdaki en unutulmaz tecrübelerden birisi oldu. Bu sene hem Uzun Sap 101 dersini (yani yeni başlayanlarla yepyeni bir sınıf) iki arkadaşla birlikte veriyorum. Hem de geçen seneki dostlarımla Uzun Sap 201 dersini birlikte yapıyoruz. (Hayır, Alman ve Pakiler memleketlerine döndüler). Bu seneki hedeflerimden birisi bunu bir adım daha öteye taşımak ve profesyonelleştirmek. Ders denemelerimin ilkine Paris’te başlamıştım. O zamanlar Fransız bir ablamız olan Marie-Claire ile türkü dersleri yapıyorduk. Sonrasında ufak bir bağlama dersi denemem olsa da Paris’te çok tutunamadım 🙂 Bu sene ise artık bu yetkinliğe (en azından başlangıç ve orta seviye dersler için) biraz biraz eriştiğimi düşünüyorum.

Yeni yılın ilk günü www.ozelders.com da bir profil oluşturarak yeni girişimime başladım. Dersleri de öğrencilerin evinde ya da bir iki müzik evi ile anlaşarak oralarda vermeyi planlıyorum. Çalışmalara başladım diyebilirim. Bu konuda çok uzun vadede gerçekten çok büyük hedeflerim var. Özellikle emeklilik yıllarıma kadar uzanacak bir hedefte ilk adımı bu hafta attım diyebilirim. Yine müthiş heyecanlıyım. Bir yandan THBT’de ders vermeye (bu arada söylemeyi unuttum, haftanın iki günü oraya gidiyorum, ve yaptığım iş tamamen gönüllü), hocam Mehmet Semiz’in metoduyla bir şeyler göstermeye çalışıyorum. Sınıftaki arkadaşlara da dediğim gibi, aslında bir yandan ben de öğretmeyi öğreniyorum. Onları bir şeyler çalabildiğini görmek, bunun biraz da benim katkımla olduğunu bilmek inanılmaz bir his. Hayatımda ilk defa öğretmenlerin yaşadığı hazzın ne olduğunu, bu mesleğe nasıl böylesine fedakarlıkla devam edebildiklerini anladım. Her Çarşamba ve her Perşembe, iş çıkışı yemek bile yemeden koştura koştura topluluğa gidiyorum. Bu dönem 201’cilerin motivasyonu biraz düşmüş olsa da, ben hala müthiş bir heyecanla gidiyorum sınıfa. Bir çoğu ile hala aradaki Hocam / Saygın Abi geçişini sağlayabilmiş değilim, fakat bir sürü yeni arkadaşım oldu. Bağlama konusunda daha uzun, daha geniş ve daha hisli bir yazıyı önümüzdeki günlerde yazacağım kesin. Lafı gene çok uzattım : 2017’de profesyonel manada ders vermeyi planlıyorum. Hem öğretmeyi daha iyi öğrenmek, hem ek gelir olsun diye.

Müziğe dair bir plan elbette bağlamayı ilerletmek, geliştirmek. Dünkü bahsettiğim hobi olayında, bir seviye atladıktan sonra artık olay bir yarışa dönüyor. Ben de o ritme kapıldım artık. Bağlama konusunda kendim çalıştığım sürekli çaldığım parçalar var (Kaytağı mesela). Cumartesileri koro çalışmasına da gidiyorum, en azından kopmamamı, ara ara çalmamı sağlıyor. Cumartesi günü için de keyifli bir aktivite. Bir de olayın sahne heyecanı var tabii.

Gelelim müziğe dair yeni yıla başlarken yaptığım son ve hayatımdaki motosikletten sonra en keyifli atılıma. KABAK KEMANE.

Bir enstrüman çalarken bu kadar keyif alacağım aklıma gelmezdi. Veyahut uzun zamandır bağlama çaldığım için bu heyecanı unuttum. Başlayalı yaklaşık 4 ay oldu. İlk izlenimlerim şöyle : Bu kadar zor olacağını tahmin etmezdim. Yaylı bir enstrüman çalmak hakikaten çok zormuş. Sıfırdan yaylı bir enstrümana başlıyor olsaydım da tahminen bırakırdım. Bağlamadan geçmemin inanılmaz derecede etkisi oldu. İkinci olarak bu kadar çabuk ilerleyeceğimi tahmin etmezdim. Bir başka hedef de, her gün en azından bir türkü olsa dahi Kabak Kemane çalmak. Bunun zor olan kısmı da saat. Çünkü aletten müthiş bir ses çıkıyor, bağlama gibi gece sessiz sessiz çalabilmem mümkün değil. Enstrüman çalarken ilk dönemlerde genellikle hiçbir zaman yapamayacakmış, izledikleri insanlar gibi çalamayacakmış hissi oluşuyor. Şu anda gayet basit ve minimum nağme ekleyebilerek çalıyorum, fakat zamanla yapabileceğimi bilmek inanılmaz motive edici. Bu da ilerleyen haftalardaki keşif konularından birisi. Yapımı, malzemeleri filan.. Anlatacağım.

 

Kod

Bu konuda da ufak tefek de gözükse uzun vadede çok katkı sağlayacak bir plan yaptım elbet. Tamamlaması en zor hedef bu gözüküyor, çünkü biraz kendi kendimi zorlayarak yapıyorum teknik hedefleri. “Bu ileride işime yarayacak” diyerek gazlıyorum. Böyle yapmasam oturur kemane çalarım çünkü. Öncelikli olan kısa vade hedefleri şunlar :

1 – Bjarne Stroustrup’un (Yani C++’ı yaratan adamın) özellikle ISO-11 standardını ve bir çok kilit noktayı anlattığı kitabını bitirmek. Biraz zaten ilerleme kaydettim. Genellikle Pazar günleri bir chapter okumaya gayret ediyorum (zorla). Birkaç ayda ve birkaç chapter sonrasında bile yazdığım koda etkisi olmaya başladı.

2 – Microsoft’un bir kitabı olan Code Complete kitabını bitirmek. Bu kitabı taaaaaa Tübitak’ta çalıştığım dönemde almıştım. Hala okuyamadım. Zaman zaman göz atmak faydalı olabilir.

3 – Android uygulamamı da belki bir gün bitirmeye karar veririm. Sonra yeni sürüm ve yeni toollar çıkar. Belki o zamana kadar yapmış da olurlar. Ama hala ümidimi kaybetmiş değilim.

Mesleki olarak (Biraz da Google Now) sağolsun epey okuma yapıyorum son birkaç aydır. Biraz kendi kendimi zorlamamla, biraz performans değerlendirmelerin etkisiyle olsa da, işe yaramadığını söyleyemem. Kendime yatırım anlamında en çok maddi getiri sağlayacak şeyin en sonda ve en kısa olması da biraz ironik olsa da, sanırım hayattaki önceliklerimi az çok anladınız şimdiye kadar. Yine de şu videoyu izleyip de yazdığım kodları düşünmek utanmama sebep oluyor :

 

Mutlu kalın.

Categories: Müzik, Seyir Defteri

Tagged as: ,

Leave a Reply