Keşif

Kabak Kemane – I

Müzik insanı epey dinginleştiren, bu dünya ile bağlantısını koparan müthiş bir şey. Dinlemesinin zaten keyifli olduğunu biliyorsunuz, varın bir de bunu çaldığınızı düşünün. Akşam herhangi bir müzik aletini çalmaya başladığınız saniyede ruh haliniz tamamen değişiyor. Sanki bu dünyaya ait olmayan bir şey yankılanıyor kulaklarınızda, siz de o anda bu dünyaya ait değilmiş gibi hissediyorsunuz. Bozlak çalıyorsanız, hüznünüze bin katıyorsunuz. Böyle hüzünlü bir müzik aletine başlıyorsanız, yüreğiniz cız ediyor.  Şu dünyada keyif aldığım ender şeylerden birisi müzik ile uğraşmak. Bitmek bilmeyen, sonu gelmeyen hobilerim arasında hiç bırakmadığım, hep peşinden koştuğum şey Lise 2’den beridir müzik ile uğraşmak. Akşam eve geldiğinizde bir yoldaş oluyor müzik aleti size. Paris’te o çok güzel ama bomboş evde kaldığımda her akşam bağlamam eşlik etti bana. Eşim dostum evimde toplandığında hep dertli dertli bir türküde birlikte hüzünlendik, ya da yabancı arkadaşlara bizimkiler halay çekmeyi öğrettiler. Yazlıkta yaşlı koroculardan Şakir Amca Seferihisar akşamlarında bana katıldı, karşıdan tatlı tatlı Yüksel Teyzemin kanun sesi duyuldu. İtalya’da bir pubda iki müzisyene bağlamamla eşlik ettim. Bastille meydanına bir gün bağlama çalmak için çıktım, fakat eylem var diye geri döndüm. Barselona’da metro müzisyenliği için başvurdum. Hayatımdaki güzel anların çoğunda müzik var. Kabak kemane ise bundan aldığım keyfin zirvesi benim için şu anda. Umarım böyle de devam eder.

Böyle bir enstrümanın varlığından üniversitede haberdar oldum. Rıza söylemişti bir gün, kabak kemane diye bir saz adı o zamana kadar duymamıştım. Çok uzun değil mi ismi?

Keman Farsça kökenli bir kelime, “yay” manasına geliyor. Bundan türetilmiş bir çok enstrüman ismi mevcut. Türkçe keman adını verdiğimiz aletin kendisinin ismi zaten başlı başına buradan geliyor. Bizdeki Karadeniz Kemençesi, Azerilerin Kamança, İranlıların Kamançe dediği enstrümanlar hep buradan türeme. Zaten sondaki -çe ekinin ise ufaltma eki olarak kullanılan bir yapım eki, Kamançe, Kemençe gibi isimler de Farsça’da ufak yay manasına gelen bir kelime. Bu enstrümanların kökeninin doğuda Rebab batıda ise Lyra olduğu rivayet edilir. Hangisinin hangisinden etkilendiği bir tartışma konusu. Aslında şekil ve ses olarak da epey birbirinden farklı enstrümanlar gibi duruyorlar. Tarihi kökeninden çok emin değilim.

Kabak Kemane’de buralardan türemiş, farklılaşmış bir enstrüman. İsmindeki kabak kelimesinin sebebi ise aletin gövde kısmının (yani teknesinin) su kabağından yapılıyor olması. Su kabağı şöyle bir şey :

sukabagi

Tabii bu olmamış hali. Kabaklar kuruyunca genellikler boyanıp süsleniyor, bazı yörelerde duvarlarda, kapılarda filan asılı şekilde görmüşsünüzdür belki. Müzik aleti için durum biraz daha farklı. Su kabakları yeterli büyüklüğe ulaşana kadar dalında kurutuluyor. Yeşil iken kesilip sonradan kurutulan kabaklardan genellikle verim alınamıyor.

Kabak Kemane genellikle Burdur ve etrafındaki illerin bir kısmında çalınan bir enstrüman. Benim Kabak Kemane’yi keşfim Rıza’nın bana söylemesi ile oldu, ama bu enstrüman’a hayranlığım Uğur Önür, İhsan Mendeş ve Cafer Nazlıbaş ile ilerledi. Rebab’ı ise Erdal Erzincan’ın The Wind adlı albümünde, Kayhan Kalhor ile yaptıkları muhteşem enstrümental bir albümde keşfettim. (Kayhan Kalhor ise İranlı müthiş bir müzisyen).

Uğur Önür ise hemen hemen her türlü yaylı sazı çalabilse de, esas enstrümanı Kabak Kemane. Geçen sene ODTÜ’nün düzenlediği Anadolu Müziği Günleri’nden birisinde kendisiyle tanışma imkanı buldum. Kendi konserinden bir gün önce, başka bir konserde denk geldik. Denk gelmemiz ise şöyle oldu :

Konser arasında tuvalete gittim, Mimarlık bölümünün bodrum katında. Pisuvardayken bi baktım yanıma Uğur Önür geldi. Acayip heyecanlandım. O anda pisuvarda hemen elimi uzatıp tanıştığımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Elbette binanın çıkışına kadar bekledim, çıkarken gittim yanına. Bir an dışarıda kız arkadaşının tuvaletten gelmesini bekleyen erkekler gibi hissetsem, o soğukta sağdaki soldaki fayanslara duvarlara baksam da, sonunda geldi kendisi. Kendisini uzun yıllardır dinlediğimi, her türlü platformdan da takip ettiğimi anlattım. Tanıştık. Ertesi gün de konserlerine gidip en ön sıralardan birinde izledim kendisini. Sanırım içten içe kabak kemane almaya o gün karar verdim. İlk defa bu kadar yakın, bu kadar canlı ve bu kadar ilgiyle dinliyordum. O akşamdan şöyle bir fotoğraf hatıra kaldı :

Kendisi de şöyle bir sanatçı :

 

Kabak Kemane hevesi bende başlayınca (evde 1 kısa 2 uzun 3 bağlama, bir ud var) önce acaba yapamam, bırakırım, evde de enstrüman yığınına katılır mı diye korktum. Önce Uğur Önür’e sordum, kemane nereden nasıl alabilirim diye. Bana Facebook’tan uzun uzun cevap yazdı, hem kemane ile ilgili bazı bilgiler verdi, hem de geçen seneki Müzik Kötü etkinliğini anlattı. Tevfik Gülten’i önerdi kemane yapımı/alımı için. Ben solak olduğum için bir enstrümanı almam veya elden çıkarmam kolay değil. O yüzden en son aldığım bağlamam gibi bir kere alayım ömür boyu kullanırım diye alıyorum. Burdurlu dostum Barış’a da rica ettim, memleketlerinde kemane yapan var mı, ne kadar, nasıl yapıyorlar diye bir bilgi almasını rica ettim. En son o da tanıdıklar vasıtasıyla en iyisi Tevfik Gülten deyince, ona sipariş verdik. Yukarıdaki videodaki kemanenin desen vs. olarak birebir aynısından ben de yaptırdım. Bu arada aklınızda bulunsun, kemane o kadar pahalı bir müzik aleti değil. Bağlama için orta bir oyma uzun saptan daha ucuz, iyi bir yaprak sazdan bile çoğu zaman çok daha ucuz bir enstrüman.

Şimdi kabak kemane ile ilgili beni en çok şaşırtan noktaya geliyorum. Çalgının göğüs kısmı dana yüreği zarından. Büyük baş hayvanların yürek zarından da diyebilirsiniz, ama insanlara “Bak burası dana yüreğinin zarı”  dediğimde çok daha etkili oluyor. Her seferinde yüzlerinin aldığı şekli, birkaç saniyelik bir tiksinme, sonra hayret, sonra da merak ifadelerini teker teker incelemeyi çok keyifli buluyorum.Hatta bazı ustalar der ki, yürek zarı takarlar ki kemaneye yüreğinizi titretsin. Yukarıdakileri arka planda dinlediyseniz, şimdi sırada Mecit’in bana kattığı derlerden birisi olan İmamyar Hasanov var, bunu açın, ben yazıyı yazmaya devam edeyim :

Enstrümanı aldıktan sonra sıra geldi hoca aramaya. Kendim de zorlayıp bir noktaya kadar öğrenebilirdim belki, fakat baştan tutuş, yay çekme, parmak vs. gibi temel noktaları yanlış oturtmak istemedim. Ankara’da kabak kemane hocası bulmak epey dertli. İnternetten arattığımda da 2 kişiye ulaşabildim, bunlardan birisi Ercan Köktürk’tü. Kendisi TRT sanatçısı, fakat bana biraz pahalı geldi açıkçası. Diğeri de Ankanom Müzik Kursu’nda denk geldiğim Sefa hocam. Gazi Müzik’te son sınıfta okuyor, gayet on numara beş yıldız bir insan. Ben de hevesli olunca, o da bendeki keyfi görünce çabuk ilerledik. 4 ayın sonunda şu anda epey çalabilir konuma geldim. Nağmelerde hala eksiklerim var, hızlı parçaları hala yeterince hızlı çalamıyorum. Ama bu kadar gelişmeyi bile beklemiyordum kendimde. Her gün, istisnasız her gün kemanemi en azından bir parça da olsa çalmaya çalışıyorum. Sanırım benim enstrümanım bu olmalıymış.

Şimdi bu noktada yaylı enstrüman çalmak isteyenlere birkaç sözüm olacak, naçizane. Öncelikle yaylı bir enstrüman müthiş zor. Yay çekmek başlı başına süper koordinasyon gerektiren bir olay. Bunun üstüne kemanede yayı ileri geri değil de düz bir eksende hareket ettiriyorsunuz, kemaneyi sapından sağa sola döndürüyorsunuz. Yani yayı döndürmüyorsunuz fakat enstrümanı döndürüyorsunuz. Bu da ekstra bir zorluk katıyor. Perdesiz bir çalgı, dolayısıyla nereye basacağınızı kestirmeniz, sesleri iyi tanımanız gerekli. Bu sebeplerden ötürü ilk defa bir müzik aleti çalacaksanız, bu sizi epey yorabilir haberiniz olsun. SÜPER sabırlı bir hoca, ve çelik gibi bir irade, ve de evde şikayet etmeyecek ebeveynlerinizin olması lazım. Telli bir enstrümanı uzun zamandır çalıyorsanız şayet, bu biraz daha sizi kotarır diyebilirim. Bir iki aya bile değil, bir hafta sonra dandik de olsa ucundan kıyısından bazı türküleri çalmaya başlayabilirsiniz. Ben ilk elime aldığımda daha kursa gitmeden Çanakkale İçinde çalabiliyordum yavaş yavaş. Sonra yanlış oturur bazı şeyler diye korktum bıraktım. Kursa başlayınca biriktirdiğim bütün hevesle parmağımı tellere gömdüm. Henüz bir metod kitabı izlemediğim için o konuda önerebileceğim bir şey yok maalesef. Fakat muhtemelen bu haftasonu bir kayıt alabilirsem ve utanmazsam belki buraya koyabilirim.

Müzikle kalın.

Categories: Keşif, Müzik

Tagged as: , ,

Leave a Reply